TCK 20. Madde ile 5651 Sayılı Kanun'un 4. maddesinin 2. fıkrasına göre Ko-Cüce Server Tanıtım forumumuzdaki mesajlardan dolayı doğacak tüm sorumluluk mesajı yazan üyeye aittir. Tüm hukuksal şikayetler için buradan bizimle iletişime geçmeniz halinde en geç 1 hafta içinde gerekli işlem yapılıp tarafınıza geri dönüş yapılacaktır.

aRSIZ_ Kişisel Sayfam .

Konusu 'Kişisel Sayfa' forumundadır ve aRSIZ_ tarafından 21 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. aRSIZ_

    aRSIZ_ Eskilerden..

    [​IMG] Hayat;

    Bir yaşam öyküsüne katlanılamayacak kadar

    uzun!
    Bir gülümseyişe,
    bir kıpırdanışa,
    bir dokunuşa
    vakit ayıramayacak kadar
    kısa!

    Hayat;
    Gerçekleri sırtlayıp
    taşıyamayacak kadar
    ağır.
    Bir kuşun kanadına konup ta
    ona bile hissettirmeden
    uçabilecek kadar
    hafif!


    Hayat;
    Her anını
    dibine kadar yaşamaya
    çalışmak için nefes nefese
    koşturmayı
    göze alacak kadar
    dolu,
    Bütün yaşadıklarının
    sadece bir hayal olduklarını hissettirecek kadar
    boş!


    Hayat;
    Koskoca ömür....


    [​IMG]


    [​IMG]


    Hayata hiç isyan etmeyin.
    Öncelikle şunu kabul edin,hayat adil değil.
    Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı.
    Başımıza gelenler de eşit değil.
    Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz.
    "Guguk Kuşu" filminde Jack Nichoson akıl hastanesinde; çok ağır bir mermer havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer.
    Yüklenir ve havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz.
    Diğer hastalar onunla alay ederken
    bir şey söyler: "Ben en azından denedim".



    Siz gerçekten denediniz mi?
    Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz?
    Hayata Windows XP'den, Sony 72 ekrandan mı bakıyorsunuz?
    Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde,
    Kiminin nasır tutmuş parmaklarında
    Kiminin boyalanmış ellerinde,
    Kiminin gömleğindeki ter kokusunda ,
    Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde.
    Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var.


    Güneş, her sabah yeniden doğuyor,
    gün, her şafakta nice umutlara
    gebe şekilde ağarıyor ve siz,
    eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz.
    Yeter ki gülümseyin.
    Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan...


    Bu iletiyi içinizdeki çocuktan uzak tutunuz.
    Zira, siz bu iletiyi okuduktan sonra içinizdeki çocuk, özgürlüğüne kavuşmak isteyip başınıza dert açabilir.
    Bu dünyadaki varlığınızın, dostlarınızın var olmasına bağlı olduğunu,
    Bazen bir çiçek ya da küçük bir tatlı sözle bile kırık bir kalp tamirinin mümkün olduğunu,
    Özür dilemenin, teşekkür etmenin ve şükretmenin
    [SIZE=+0]"ERDEM"[/SIZE]
    olduğunu,
    ve her sabah uyandığınızda



    "BUGÜN YİNE ÇOK GÜZELSİN HAYAT HERŞEYE RAĞMEN"


    Demeyi ihmal etmeyiniz...





    Aşk...
    Üç harften oluşan, kısacık bir sözcük dilimizde... Bu denli kısa olup da, söylendiğinde, okunduğunda ya da duyulduğunda insanın dikkatini çeken, içinde bir şeyleri kıpırdatan... Bu denli kısa olup da, uğrunda ölünen, öldürülen, kişiyi yemeden içmeden kesen ya da deli olunan bir durumu anlatan kaç sözcük vardır ki... Eğer aşk, salt bir sözcük olsaydı; yaşanan bir gerçekliğe delalet etmeseydi, bu kadar bizi ilgilendiren ve etkili bir kavram olabilir miydi ki...
    Aşk… ?
    Yanıtına sığındığımız bir soru daha…

    Aşk her toplumda vardır ama yaşanış renkleri farklıdır. Bunların renklerini birbirinden ayıran ise, bireylerin içerisinde yaşadığı toplumsal, kültürel koşullar, bireylerin yetişme tarzları ve çocukluk yaşantıları, kişilik özellikleri, değerleri ve tercihleridir.

    Tarihsel ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Keza yine aşkı konu alan binlerle ifade edilecek şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiştir. Ressamlar, ellerinde fırçaları ve paletlerindeki renklerle, tuvale aksettirmeye yeltenmişlerdir onu.

    Aşk, yalnızca sanatın ve edebiyatın farklı alanlarında değil, felsefede de işlenmiştir. Filozofların bazıları aşk’ı bir varlık olarak ele alıp, “aşk nedir” sorusunu yanıtlamaya, onun neliğini ortaya koymaya ve belirlemeye girişmişlerdir. Bunlardan bazıları makaleler yazmış, bazıları daha kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Schopenhauer’in Aşkın ****fiziği, Afşar Timuçin’in Aşkın Diyalektiği, yine yaklaşık olarak aynı kapsamda değerlendirilebilecek olan Alain Finkielkraut’un Sevginin Bilgeliği, Herbert Marcuse’un Eros ve Uygarlık, Erich From’un Sevme Sanatı, bu çalışmalardan bazı örnekler olarak sayılabilir.

    Bunların yanı sıra, bilim alanından da, özellikle psikolog ve psikiyatristler aşk üzerine çalışmalar yapıp eserler ortaya koymuştur.

    İster bilimsel, ister sanatsal, isterse felsefi anlamda ele alınsın, aşkı bir varlık, bir olgu olarak gören ve belirlemeye yönelen her girişimin temelinde, buna girişen bireyin, kendi öznel, deneyimleri ya da deneyimsizlikleri; anlamlandırmaları, yanılsamaları, hayalleri; içerisinde yaşadığı koşullardaki tercihlerini hem kendisi hem de diğerleri nezdinde meşrulaştırma çabaları vardır. Bu çaba, kendilerinin, yani öznelliklerinin paranteze alındığı, hatta, sanki hiç yokmuş gibi algılanmasına olanak veren genelleşen belirleme ve önermelerde bulur ifadesini... Yapılan tanımlarda daha da belirgindir bu özellik... Bundan dolayı yapılan her genelleme öznelliği aşma ya da gizleme çabasıdır. Çünkü bilinmesini, sorgulanmasını, alenileşmesini istemez kendi yaşantısının...
    Örneğin;
    “Aşk şiddettir.”
    “Aşk tutkudur.”
    “Aşk iradedir.”
    “Aşk iradesizliktir.”
    “Aşk uysallıktır.”
    Aşk sahibine yaltaklanmaktır.”
    “Aşk kediliktir.”
    “Aşk ihanettir.”
    “Aşk köpekliktir.”
    “Aşk sadakattir.”

    Tanımlarının her birinde gizlenen bireysel yaşantılar ve bunlara dayanan öznel anlamlandırmalar vardır. Ancak tanımın genelliğinden dolayı, bunları okuyanlar, bu tanımları verenlerin/yapanların bireyselliğini düşünmez bile... Oysa bu tanımlar, gerçekliğini esas olarak, tanımı yapanın, adına “aşk” dediği ilişkide bulur. Daha ötesinde değil... Acaba yaşanan gerçek bir aşk mıydı? Okuyan bilebilir mi ki bunu...

    Aşk’ı var olana aşkın kılmaya çalışmanın anlamı da gereği de yoktur. Aşk ****fizik bir şey olmadığı gibi, herhangi, sıradan denilebilecek bir şey de değildir.

    Aşk ilişkidir

    Ne var ki her aşk, karşılıklı yaşanan gerçek bir ilişkiye dayanmadığı gibi, her ilişki de aşk değildir. Adına aşk denilen ilişki, diğer tüm insan ilişkilerinden farklıdır. Hem öznesi ve özne/nesnesi hem de yaşanışı açısından...

    Aşk ilişkidir’ önermesi, “nedir” sorusuna genel bir yanıt olsa da, kendi başına açıklayıcı değil elbette. Bundan dolayı sorular sormak gerek yükleme. Aşk nasıl bir ilişkidir? Aşk neden bir ilişkidir? Bu ilişkiyi diğer insan ilişkilerinden ayırıcı ve ayrıcalıklı kılan nedir? Soruları çoğaltmak mümkün ama, gerek yok şimdilik...

    Aşk, düşünsel, duygusal, bedensel boyutuyla, öznenin özne/nesnesini bütünsel anlamda fethetme ve onun tarafından fethedilme isteğine dayanan bir ilişkidir. Öznenin, özne/nesnesiyle buluşamadığı ya da özne/nesnenin idealleştirildiği yerde, gerçek, yaşanan bir aşk yoktur. Ki “platonik aşk” denilen ve giderek hastalıklı bir hal alan bu durumda gerçek bir aşktan değil, saplantılı bir bilinç halinden söz edilebilir yalnızca... Çünkü ortada ilişki yoktur. İlişkinin olmadığı yerde de aşk...

    İnsanın hem en güçlü, hem de en zayıf olduğu ilişkidir aşk... Çünkü çırılçıplak yaşanır; düşünsel, duygusal ve bedensel boyutuyla... Teklifsiz, beklentisiz, çıkarsız ve ikircimsiz yaşanır. Ki orada, ne bir gonca gülün gölgesine yer vardır ne de bir kuş kanadının...

    Eğer bunlar, “acaba”, “ama”, “ancak” gibi sözcüklerle peydah olursa bir ilişkide, biline ki aşk sırra kadem basmıştır çoktan... Ve onun adı artık aşktan başka her şey olabilir... Ama asla aşk olamaz.

    Aşk, iyi geceler öpücüğünü uzun tutmaktır. Beklentidir.

    Aşk, delicesine flört ederken yanındakinin hiçbir şey yapmama hakkini teslim etmektir. Saygıdır.

    Aşk, zaaflarınız olduğunu ortaya çıkarır. Kabullenmektir.

    Aşk, simdi zamanı değil diye beklemeyi bilmektir. Sabırdır.

    Aşk, saçlarda başlayıp topuklarda biten bir gezintidir. Kesiftir

    Aşk, Seviselim demeden sevişmek, yanındakinin ne istediğini bilmektir.Anlaşmaktır.

    Aşk, bağlandığını sandığında, karşındakine hayır deme şansını tanımaktır.İnceliktir.

    Aşk, korumaktır. Sorumluluktur.

    Aşk, ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya dönüştürmektir. Mizahtır.

    Aşk, durma yoksa seni öldürürüm lafını duymaktır. Şehvettir.

    Aşk, evinizdeki her şeyin yerinin değiştirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir.

    Aşk, sevgilinizin ne olduğunu bütün çıplaklığıyla görmektir. Gerçektir.

    Aşk, saatin kaç olduğunu bilip aldırmamaktır. Neşedir.

    Aşk, sizi kucaklayan kolların, gittikçe daha çok sarılmasıdır.Mutluluktur.

    Aşk, gecenin bir vaktinde sen uyu, benim gitmem gerek dediğinizde,uyanık kalıp seni biraz daha görmeyi tercih ederim cevabini almaktır. Sıcaklıktır.

    Aşk, tanıdığınızı zannettiğiniz insanin yeni yanlarını keşfetmektir. Tazeliktir.

    Aşk, uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır. Düşlerin gerçek olmasıdır.

    Aşk, kocaman yatağın üçte birine sıkışmaktır. Yakinliktir.

    Aşk, evin anahtarından bir kopya daha yaptırmaktır. Güvendir.yatağın üçte birine sıkışmaktır. Yakinliktir.

    Aşk, evin anahtarkidan bir kopya daha yaptırmaktır. Güvendir.

    Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karşılaşacağını bilmektir.Kaderdir.

    Aşk, gerindiğinde sızlayan vücut lafının anlamını bilmektir. Derstir.

    Aşk, ecza dolabını açtığında, dismacunu kapağını kapatılmamış bulmaktır.

    Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karşılaşacağını bilmektir.Kaderdir.

    Aşk, gerindiğinde sızlayan vücut lafının anlamını bilmektir. Derstir.

    Aşk, ecza dolabını açtığında, dismacunu kapağını kapatılmamış bulmaktır.

    Aşk, pencereden dışarıya baktığında kiminle olduğunu hatırlamaktır. Düşüncedir.

    Aşk, rüzgârın ağaçların arasında dolaşırken çıkardığı sesi dinleyip sevgilisinin yanında olmadığına hayıflanmaktır. Yalnızlıktır.

    Aşk, asla anlatılmayacak hikayelerdir. Özeldir. Kıymetini Bilene Tabiiiii

    __________________________________________________ ____________________________
    ************************************************** ****************************




    [FONT=Times New Roman, Times, serif][​IMG] [/FONT]

    ÖLÜM GELMİŞSE
    Bitmişse
    Kızıllığını avuç avuç içtiğimiz şafaklar
    Öğleler, ikindiler çoktan geçmişse
    Bir akşamüstü garipliği
    Sarmışsa her yeri
    Güneş devrilmiş
    Renkler solmuş
    Sesler kesilmişse
    Son kuşlar da geçip gitmişlerse ufuktan
    Ve çiçekler
    Bükmüşse boyunlarını dalgın dalgın
    Bil ki ölüm saati gelmiştir
    Senden uzak, kendimden uzak
    Tüm umutlardan ve her şeyden uzak
    Ben ölmüşümdür uzaklarda bir yerde
    Gövdesini kurtların oyduğu
    Bir ağaç gibi devrilmişimdir
    O anı sen bileceksin herkesten önce
    Herkesten iyi sen anlıyacaksın
    Çâresizliğini, yıkılmışlığını
    Sevdiğin adamın
    Ve seni nasıl sevdiğini
    Duyacaksın derinden derine
    Belli belirsiz
    Bir gölge düşecek gözlerine
    Fakat ağlamıyacaksın, ağlamıyacaksın
    Sen tek gelinim, sen tek kadınım
    Sen güzelim, nazlım, bebeğim
    Kadersizim sen
    Gülerken ağlayanım, ağlarken gülenim
    Varlığım, nedenim, alınyazım benim
    Elbette ağlamıyacaksın
    Çünkü sonsuzluklar
    Sonsuz sevenler içindir
    Çünkü ölüm
    Sevmeyi ve ölmeyi bilenler içindir.



    Ümit Yaşar Oğuzcan
    __________________________________________________ ____________________




    [​IMG]








    [​IMG]